Bir halkın belleğinde saklı bir efsane: Yadin Paşa
Onun hikâyesi; 1925’in barut kokan Elazığ sokaklarından Karacehennem ormanlarının derinliğine, Suriye’deki sürgün yıllarından Teli ile paylaştığı o hazin son çatışmaya kadar uzanan sönmek bilmeyen bir kıvılcımdır. Bugün bir efsane olarak anlatılan Yado; bir memurun, bir askerin ama en çok da bir halkın hürriyet yürüyüşüdür.
Onun hikâyesi; 1925’in barut kokan Elazığ sokaklarından Karacehennem ormanlarının derinliğine, Suriye’deki sürgün yıllarından Teli ile paylaştığı o hazin son çatışmaya kadar uzanan sönmek bilmeyen bir kıvılcımdır. Bugün bir efsane olarak anlatılan Yado; bir memurun, bir askerin ama en çok da bir halkın hürriyet yürüyüşüdür.
Vergi defterlerinden dağ zirvelerine
Bingöl’ün Yexkic mahallesinden yükselen bu serüven, aslında devletin içinde, bir tahsildarın sessiz adımlarıyla başlar. Yad Mehmud Ebas, nam-ı diğer Yado; hayatın olağan akışında bir memur iken, ruhundaki fırtınalarla tarih yazmaya aday bir figürdür. Henüz genç bir askerken Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara karşı savaşan, esir düştüğü kamptan yaralı ayağıyla hürriyete kaçan o delikanlı, aslında ileride neye dönüşeceğinin işaretlerini o günlerde vermiştir. 1922’de tahsildarlık heybesini kenara bırakıp “Azadi” saflarına katıldığında, artık onun için defterler kapanmış, dağların dili açılmıştır.
Elazığ’ın askeri iradesi: Binbaşı Yado
1925 yılı, Yado’nun askeri dehasının tescillendiği bir dönemeçtir. Şeyh Şerif ile omuz omuza verip Palu üzerinden Elazığ’a yürürken, o artık sadece bir savaşçı değil, strateji kuran bir “Yadin Paşa”dır. Elazığ’ın kontrol altına alındığı o kısa ama etkili süreçte, bölge halkı için umudun somut karşılığı olur. Ancak tarihin cilvesi, geri çekilmeleri ve zorlu çatışmaları da beraberinde getirir. Hareketin merkezi gücü zayıflasa da Yado’nun içindeki ateş sönmez; o, direnişin bittiği sanılan noktada, yıllarca sürecek olan partizan savaşını başlatır.
Karacehennem Ormanları’nda bir gölge
Resmi kayıtlarda bir “firari” olarak geçse de halkın anlatılarında o bir gölgedir; her yerdedir ama hiçbir yerde değildir. Metan Dağı’ndan Akdağ’a, Şerevdin Yaylaları’ndan Karacehennem Ormanları’na kadar her kaya parçasında onun ayak izi vardır. Yaralı bir bacakla ama sarsılmaz bir iradeyle sürdürdüğü bu “gerilla” dönemi, bölge halkının gizli gizli klamlar yaktığı bir halk kahramanlığı öyküsüne dönüşür. Devlet belgelerinde bile onun bölgedeki hareketliliği ve etkisi, raporlara konu olan bir direnç odağı olarak yer alır.
Suriye sürgünü ve bir onur duruşu
1927’de başlayan Binxet (Suriye) yolculuğu, 500 kişilik bir kafilenin onur yürüyüşüdür. Karacadağ’da hava saldırıları altında uçağı düşüren o keskin nişancı, Halep’e vardığında silahını teslim etmesini isteyen Fransız mandasına, “Biz silah teslim etmeye gelseydik, buralara kadar gelmez, Türklere ederdik” diyerek davasının arkasında durur. Lübnan’da Hoybun cemiyetinin kuruluşunda yer alması, Yado’nun yerel bir figürden öte, ulusal bir kimlik inşasındaki rolünün en net kanıtıdır.
Teli ile ölüme giden sadakat
Yado’nun hikâyesini en çok yaralayan ve güzelleştiren ise Teli’dir. 1929’da son kez toprağına döndüğünde, eşi Teli’nin “Ölsem de seninle geleceğim” diyerek çocuklarını bırakıp peşine düşmesi, tarihin en dramatik sadakat örneklerinden biridir. Genç’in Mistiyan köylerinde, mermileri bitene kadar vuruştukları o son pusuda; önce Teli’nin sonra Yado’nun toprağa düşüşü, aslında bir bitiş değil, ölümsüzlüğün başlangıcıdır.
Efsanenin ölümsüzlüğü
Onun naaşına yapılan müdahalelere rağmen Bingöl halkı bu ölümü asla kabul etmedi. On yıllarca “Yado ölmedi, yaşıyor” söylentileriyle o, her evin sofrasında başköşede oturtuldu. Çünkü Yado, bir savaşçı olmanın ötesinde; bu coğrafyanın yurtseverlik duygusunun, çocukluk masallarının ve haksızlığa karşı eğilmeyen başının adıdır. Bugün mezarı tespit edilmiş olsa da Yadin Paşa, asıl türbesini Bingöl dağlarının her yankısında ve bu halkın ortak hafızasında kurmuştur.
Kaynak: Bu yazı, araştırmacı yazar Seyidxan Kurîj’in 30 yılı aşkın süredir yürüttüğü saha araştırmaları, sözlü tarih çalışmaları ve tanıklıklar üzerinden derlediği veriler ışığında hazırlanmıştır.
Fotoğraf: Mahmud Ayçiçek