RENÇBER AZİZ: KARANLIKTA DOĞAN IŞIK
1955 yılının mütevazı bir Bingöl sabahında, Aşağı Akpınar (Wusfan) köyünde bir çocuk dünyaya geldi. Ailesi ona Aziz adını verdi. Kader, henüz bir yaşındayken ağır bir hastalıkla geldi; küçük Aziz, henüz dünyayı tanımadan ışığı kaybetti. Ama yıllar sonra herkes görecekti ki, o görmeyen gözlerinin yerine, insanlara ışık tutacak bir yüreğe ve sese sahipti.
Karanlıkla Dost Olmak
Aziz, çocukluğunu annesinin sesinde, köyün rüzgârında, taş evlerin duvarlarında yankılanan ağıtlarda büyüttü. Görmüyordu belki ama duyduklarını, hissettiklerini derin bir dünyaya dönüştürüyordu. Ailesi Bingöl merkeze taşındığında Aziz, medreseye başladı ve kısa sürede hafız oldu. Onun için ses, hayatın en değerli pusulasıydı.
İstanbul’un Kalabalığında Açan Bir Çiçek
1968’de İstanbul’a gidişi, kaderinin ikinci dönüm noktası oldu. Çemberlitaş Mevlithane Mektebi’nde eğitimine devam ederken, görme engelliler cemiyetinin yardımıyla kabartma yazıyı öğrendi. İlk kez kendi kendine okuyabiliyor, kendi dünyasını kurabiliyordu. Ve o dünyada bir sazın sesi çok geçmeden yankılandı.
Bağlamayla tanıştığı gün, hayatı tamamen değişti. Bir halk ozanı doğuyor, karanlık içinde büyüyen bir çocuk, sesini milyonlara ulaştıracak bir yola giriyordu.
Sözün ve Sazın İsyanı
1977’de Zazaca, Kurmancî ve Türkçe eserlerini üretmeye başlayan Aziz, kısa sürede politik ve toplumsal içerikli sözleriyle dikkat çekti. O, şarkı söylemiyordu; hikâyeler anlatıyor, adaletsizliği, hasreti, kimlik mücadelesini haykırıyordu.
Bu yüzden 1977’de tutuklandı. 7 ay 9 gün boyunca zindanda kaldı. Fakat susturulamadı. O karanlık günlerde bile içindeki ışığı büyüttü.
Sürgün Yolu ve Özgürlüğün Hasreti
Serbest kaldıktan sonra baskılar artınca 1978’de Almanya’ya iltica etti. Gurbet onun için hem sığınak hem de yaraydı. Ama sesi durmadı. “Hesreta Azadî – Özgürlük Hasreti” adını verdiği ilk albümünde hem kendi hikâyesini anlattı hem de halkının acılarını.
Şarkıları Avrupa’daki göçmenlerin, Bingöllülerin ve tüm Kürt–Zaza coğrafyasının ortak nefesi oldu.
Şüpheli Bir Ölüm, Bitmeyen Bir İz
1988’de Almanya’nın Hannover kentinde bir binadan düşerek yaşamını yitirdi. O günün nasıl yaşandığı hâlâ bir sır olarak anlatılır. Ama herkesin bildiği bir şey vardır:
Rençber Aziz ölmedi; sesi hâlâ yaşıyor.
Cenazesi köyü Wusfan’a getirildi. Mezar taşına şu söz kazındı:
“Ey yolcu dur! 32 sene boyunca aydınlığın yüzünü görmedim. Aydınlığın değerini bil.”
Bu cümle, onun hem hayata hem insanlığa bıraktığı son nasihatti.
Bir Halkın Yüreğine Kazınmak
Rençber Aziz bugün;
-
Zazaca ve Kürtçe müziğin öncülerinden biri,
-
Direniş ve özgürlük ozanı,
-
Görme engeline rağmen büyük sanat üreten bir yürek,
-
Bingöl’ün yetiştirdiği en özel seslerden biri olarak anılıyor.
Onun türkülerinde hem bir annenin ağıdı, hem bir halkın çığlığı hem de bir insanın karanlıktan ışığa yürüyüşü vardır.
Rençber Aziz, bir ozandan çok daha fazlasıydı.
O, karanlığın içinden ışık çıkaran bir hikâyeydi.