Kürtler Ne İstiyor?
Bu memlekette yıllardır Kürtler adına çok konuşuldu. Kimi Kürtleri tehdit gördü, kimi oy deposu gördü, kimi de siyasi hesapların bir parçası olarak değerlendirdi. Fakat çoğu zaman basit bir soru sorulmadı:
Kürtler gerçekten ne istiyor?
Benim gördüğüm kadarıyla Kürtlerin büyük çoğunluğu ne ayrı bir devlet peşindedir ne de başkasının hakkına göz dikmektedir.
Kürtler; dillerinin hor görülmediği, kimliklerinin sorgulanmadığı, kültürlerinin suç gibi gösterilmediği bir hayat istiyor.
Bir insanın Kürt olması nasıl kendi tercihi değilse, Türk olması da kendi tercihi değildir. Allah insanları farklı kavimler, farklı renkler ve farklı diller halinde yaratmıştır. Medeniyet bu farklılıkları yok etmekle değil, onları koruyup yaşatmakla büyür.
Bugün bölgede yaşayan gençlere bakıyorum. Birçoğu iş arıyor, gelecek kaygısı taşıyor, eğitim peşinde koşuyor. Onların gündeminde kavga değil hayat var. Onların gündeminde çatışma değil gelecek var.
Fakat yıllarca yaşanan acılar, yasaklar ve yanlış politikalar insanların hafızasında derin izler bıraktı. Bu gerçeği inkâr etmek de kimseye fayda sağlamaz.
Kürtler bu ülkenin misafiri değildir.
Kürtler bu ülkenin asli unsurlarından biridir.
Malazgirt’te vardı, Çanakkale’de vardı, İstiklal Harbi’nde vardı, bugün de var.
Dolayısıyla Kürtlerin kendilerini ifade etmeleri, kültürlerini yaşatmaları ve kimlikleriyle görünür olmaları bir lütuf değil, en tabiî haklarıdır.
Bunun için kimsenin kimseden izin istemesine gerek yoktur.
Fakat burada önemli olan bir başka husus da vardır.
Kimlikler bizi birbirimizden koparmak için değil, birbirimizi daha iyi tanımak için vardır.
Kürt olmakla övünmek ne kadar doğal ise, Türk kardeşliğiyle birlikte yaşamak da o kadar değerlidir.
Bugün yapılması gereken şey geçmişin kavgalarını yeniden üretmek değil, geleceğin ortak zeminini inşa etmektir.
Bu ülke Kürtleriyle güçlüdür.
Bu ülke Türkleriyle güçlüdür.
Bu ülke Araplarıyla, Zazalarıyla, Çerkesleriyle güçlüdür.
Birinin eksilmesi hepimizin eksilmesidir.
Artık insanların birbirine kimlik sorup mesafe koyduğu değil, birbirini tanıyıp değer verdiği bir döneme ihtiyaç var.
Çünkü Kürtlerin de istediği budur:
Onurlu yaşamak…
Eşit vatandaş olmak…
Kendi kültürüyle var olmak…
Ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak…
Aslında çok da fazla bir şey istemiyorlar.
Kısacası Allah’ın kullarına bu dünyada verdiği hakları, helal ve meşru olan hakları teslim etmek; insani, vicdani ve ahlaki bir meseledir.
İnsanların doğuştan sahip oldukları kimliklerine, dillerine ve kültürlerine saygı göstermek bir lütuf değil, adaletin gereğidir.
Bir toplumda huzur ve kardeşlik ancak herkesin kendisini eşit, değerli ve güvende hissetmesiyle mümkün olur.
Bu nedenle mesele sadece bir halkın talebi değil, aynı zamanda hakkaniyetin, vicdanın ve ortak yaşamın gereğidir.